Ortak hayatın fiilen sona erdiği ve evliliğin salt bir hukukî statüden ibaret kaldığı hâllerde, bu bağın hukuken muhafaza edilmesinde korunmaya değer bir yarar bulunmamaktadır. Bu bağlamda TMK m. 166/4 hükmünde reddedilen bir boşanma davasının kesinleşmesinin ardından tarafların ortak hayatı yeniden kuramaması hâlinde, taraflara fiili ayrılık karinesine dayanan mutlak bir boşanma hakkı tanınmıştır. Ortak hayatın ne kadar süre içerisinde yeniden kurulamaması durumunda bu karinenin doğacağı, Anayasa Mahkemesi’nin 2024 yılında vermiş olduğu iptal kararına konu olmuş ve aynı yıl iptal kararının gereğini yerine getirmek üzere bir kanun değişikliği gerçekleştirilmiştir. Ancak yapılan bu son değişiklik de söz konusu hükme ilişkin uygulamadaki sorunları ve doktrinde yöneltilen eleştirileri bütünüyle bertaraf etmekten uzaktır. Zira sorunun temel kaynağı yasal ayrılık süresinin uzunluğu değil, bu sürenin başlangıç noktası, ret kararının kesinleşmesi koşuludur; bu husus ise yapılan değişiklikle ele alınmamıştır. Dolayısıyla, Anayasa ile güvence altına alınan özel hayata ve aile hayatına saygı hakkı ile ailenin korunması amacı arasında adil bir denge kuracak yeni bir yasal çerçevenin ihdas edilmesi zorunluluğu devam etmektedir.
- Boşanma
- Fiilî Ayrılık
- Ortak Yaşamın Yeniden Kurulamaması
- Anayasa Mahkemesi
- Ailenin Korunması



